www.gundemyazar.com | Şalpazarı Haber – Ağasar Haber- Trabzon Haber

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Başkanı Şalpazarılı Şahin ÖZEN İle Röportaj

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Başkanı Şalpazarılı Şahin ÖZEN İle Röportaj

Şalpazarı ilçemizin Üzümözü mahallesinden Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Başkanı Şahin ÖZEN ile federasyon binasında röportaj gerçekleştirdik. Ercan KANDEMİR‘in sorularına samimiyetle cevap veren ve makam odasında bizleri tüm Ağasarlı sıcaklığıyla ağırlayan Başkan Şahin ÖZEN her yerde kendini Şalpazarılı olarak tanıttığını ve Ağasarlı kimliği ile gurur duyduğunu söyledi. Şalpazarı’nın bir çok spor branşında çok da büyük olmayan yatırımlar ile başarı kazanabileceğini belirtti. Hala aşılamayan en iyi ikinci yüzme derecesine sahip olan SAT Komandosu Şahin ÖZEN yüzmeyi ilk Ağasar Deresi’nin hangi gölünde öğrendiğini Gündem Yazar‘a söyledi. Kirazlıtepe‘de yaşayan Şalpazarılılar‘ın da Sualtı Sporları branşında başarılı olabileceğini aktaran Şahin ÖZEN bunun neden olmadığını söylerken biraz da sitemli konuştu.

İşte Ercan KANDEMİR’in sorduğu TSSF Başkanı Şahin ÖZEN’in cevapladığı röportajımız:

Öncelikle kendinizi Şalpazarılı okuyucularımıza tanıtır mısınız ?

Ben 1966 yılında Şalpazarı’nın Üzümözü köyünde doğdum. İsmim Şahin ÖZEN. İlkokulu da kendi köyümde okudum. Köyümde iki tane ilkokul vardı. Şalpazarı’nın birinci ilkokulunun mezunuyum. Öğretmenim de kendi köyümden Ayşe KARA idi. Onun ile hala daha görüşüyorum. Bizimle gurur duyar. Her seferinde arar sorar bizi. Eğitime gelmek gerekirse, bakın bir köy ilkokulundan yatılı okul kazandım. Çanakkale Devlet parasız okulları vardı o yıl. Bizim ilk gurbetimiz tabi 1977 yılında Çanakkale devlet parasız yatılı okulunda oldu. Ben oradan 1980 yılında tam da 12 Eylül’ün olduğu günlerde Beylerbeyi Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’na geldim. Askeri okulu kazandık. 1984 yılında Deniz Astsubayı oldum. 1986 yılında da Deniz Kuvvetleri’ndeki SAT kursunu bitirip SAT Komandosu olarak görev yapmaya başladım. 1998 yılına kadar orada görev yaptım. 1990-91 yılında akademiye başladım.  Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi Spor Bölümü’ydü o zamanlar. Orayı bitirdim.

“ÖĞRENCİYKEN ÜNİVERSİTEDE İLK SUALTI BRANŞIYLA İLGİLİ DERS AÇTIRDIM”

Bölümde okurken de su altıyla ilgili bir ders açtırdım orada öğrenciyken. O ders üniversitelerde ilk su altı branşıyla ilgili dersti. O konuyla ilgili de liderim Türkiye’de. Yani bir beden eğitimi bölümünde su altıyla ilgili kredili ders açtırdık. O ders şimdi iktisas olarak veriliyor ve Türkiye’de şimdi en az 7-8 üniversitede var. 15’in üzerinde üniversitede de seçmeli ders olarak var. Neredeyse 60 tane üniversitede de su altı kulübü var bugün Türkiye’de.

1998 yılından itibaren de Deniz Kuvvetleri’nden istifa ederek Marmara Üniversitesi bünyesinde öğretim üyesi kadrosunda görev yapmaya başladım.

SAT Komandosu’ydunuz ?

“KARDAK KRİZİ GİBİ BİR ÇOK OPERASYONLARDA GÖREV YAPTIM”

Evet, o dönem içerisindeki bir çok faaliyette de görev aldım aslında.

Ne Gibi Önemli Görevlerde Görev Aldınız ?

Zaman zaman görev geldikçe yaptım. Görev isimlerinin söylemek pek uygun değil. Konjonktüre göre Avrasya feribotundan Kardak krizine kadar o dönemlerdeki operasyonlarda bu görevlerde bulundum. O dönemlerde aktif görevliydim ben.

1998 yılında Deniz Kuvvetleri’nden ayrıldıktan sonra Yüksek Lisansımı tamamladım. Sonra 2006 yılında da doktoramı tamamladım yine Beden Eğitimi Bölümü içerisinde. Sualtı sporları ile ilgili. Hep kendi alanımda çalıştım. Başka bir alana yönelmedim. Alında antrenman bilimleri konusunda uzmanım. İki dönem kondisyonerlik yaptım. Türkiye’de spor kondisyonerliği de benim ilgi alanım. Birinde Beykoz Basketbol takımı ile 1.lige çıktık 2. ligde şampiyon olarak. Birinde de 3-4 dönemlik Büyükşehir Belediyesi’nde yine kondisyonerlik yaptım daha başkan değildim o zamanlar. Büyükşehir Belediyesi’nin basketbol takımının 1. lige çıktığı yıl da kondisyonerdim. Yaptığım iki dönem kondisyonerliğin ikisinde de takımlarımız şampiyon olarak lige çıktı. Aslında benim alanım antrenman bilimleri. Ama su altı sporları konusunda da antrenörlüklerim var. Bu alanda da çok milli sporcu yetiştirdim. Çok sporcumuz vardı. Kendi spor kulüplerimiz var.  Kendi alanımda ilerlemek her zaman kendi iyi bildiğim işi yapmak hayat prensibim benim. Bilmediğim işlere talip olma gibi bir düşüncem olmadı.

Şalpazarı’mıza örnek ve başarılı biri şahsiyetsiniz. TSSF Başkanlığına geliş süreciniz nasıl oldu ?

Teşekkür ediyorum  öncelikle. Şalpazarı hakikaten çok önemli benim için. Ben doğduğum toprakları, yaşadığım köyü mahalleyi unutacak kadar aymazlık olmam. Ben her zaman için Trabzonluyum ve Şalpazarılıyım diyorum. Hatta bendeki Şalpazarılık espiridir artık. Şalpazarı neresidir diyorlar bana. Camiamda herkes benim Şalpazarılı olduğumu bilir.

Bazıları Vakfıkebirliyim diyor ?

Hayır ben Vakfıkebirliyim demiyorum. Ama önceden Şalpazarı Vakfıkebir’e bağlıydı. Vakfıkebir muhabbeti çıktığı zaman ben de öyle diyorum.

“ÇOK ÖNEMLİ BİR YÖRENİN, AĞASAR’IN ÇOCUKLARIYIZ”

Bizim köyümüz daha yukarıda. Kendimize özgü gelenekleri, görenekleri, kültürleri olan çok önemli bir yörenin, Ağasar’ın çocuklarıyız. Ağasarlılık benim için önemli bir ayrıcalık. Ben Ağasarlı olmaktan mutluyum. Ağasarlılar belki mutlu olmayabilir veya bizim Ağasarlı olmamızdan mutluluk duymayanlar olabilir.

Yo kendini ezik hissedenler oluyor…

Olabilir. Bende tam tersi.

“YÜZMEYİ İLK AĞASAR DERESİ’NDE ÖĞRENDİM”

Her yerde bunu da söylerim. Ben Ağasar Deresi’nde öğrendim yüzmeyi.

Hangi Gölde Yüzmeyi Öğrendiniz ?

Ben Karagöl’de yüzdüm. Değirmenyanındaki gölde yüzmeyi öğrendim. 25 yaşından sonra benim tekniğim düzeldi. Bu da espri konusudur. Ben kendimi espri yapacak kadar kendimle barışık bir adamım.

Ağasar Deresi’nde yüzmeyi öğrenmiş bir adam olarak SAT kursunu bitirdim. Kartal’dan Yalova’ya kadar yüzdüm SAT kursu içerisinde.

“SAT BİRLİĞİNİN EN İYİ İKİNCİ DERECESİNE SAHİBİM”

1963 yılında kurulmuş SAT birliğinin şu ana dek derecesi değişmeyen en iyi ikinci derecesine sahibim o mesafede yüzmeyle birlikte. Paletle yüzme branşında da aktif olarak antrenörlük de yaptım.

Şalpazarılılık benim için üst kimliktir. Ağasarlılık önemlidir. Bundan her zaman için gurur duyuyorum. Trabzonluluk da çok önemlidir. Yöresel açıdan bakılırsa kendi yöremin insanından, yöreme hizmet etmekten, yöremin insanı ile sohbet etmekten her zaman mutlu olan, memnun olan bir insanım. Çok farklı yerlerde yaşadım. Her gittiğim yerde Şalpazarılıyım, Trabzonluyu önemsedim. Önemsemeye de devam ediyorum. Memleket muhabbeti olduğunda Şalpazarılı kimliğimi, Şalpazarılı olduğumu rahatlıkla söyleyebilen biri insanım.

Bu anlamda çok teşekkür ederiz size. Sualtı Hokeyi A Milli Erkek takımımızın şampiyonluğu dolayısıyla Cumhurbaşkanımız size tebrik telgrafı yolladı. Daha sonra da 30 Ağustos Zafer Bayramı Resepsiyonu’na katıldınız. Cumhurbaşkanımız ile birebir görüşme imkanınız oldu mu ?

Tabi resepsiyonlarda birebir görüşme fırsatı olmuyor. Spor Bakanımız Osman Aşkın BAK ve İçişleri Bakanımız Süleyman SOYLU ile birebir görüşme imkanını yakaladım. Daha önceden tanışılıklarımız da vardı. Özellikle spor bakanımız başarılarımız dolayısıyla bizzat bizi taktir etti. “Madalyalar geliyor, çok tebrik ederim.” dedi.

Cumhurbaşkanımızın telgrafı çok önemliydi şahsımıza. Ayrıca Başbakanımız da federasyonumuzu ayrıca kutlayıp şahsımıza telgraf gönderdi.

Bunlar tesadüfi değil. Sualtı Hokeyi hakikaten zor bir branştır. Nefesle oynanan, nefesle suyun altında 30 dakika ve duraklamalarla birlikte 40 dakika boyunca durulan bir branş. Efor sarfedebilmek, sürekli 2 metreye dalıp nefesle mücadele etmek, savunma yapmak, hücum yapmak çok kolay bir iş değil. Türkiye’de bu iş 98-99 yıllarında başlamış, 2004-2005 yıllarına kadar ciddi bir başarımız yada galibiyetimiz bile olmayan bir branştı. Biz 2004 yılındaki seçimde federasyona talip olduk. 2004 yılı Aralık ayındaki seçimde görevi devraldık. 2005 yılında da ilk gittiğimiz turnuva Sualtı turnuvasıydı. O günün şartlarında çok doğru bir seçim yapmaya çalıştık, kısa da bir kamp yaptık. O şampiyonada bir beşincilik, altıncılık oynadık.

“AVRUPALILAR ŞİMDİ BİZE HAYRAN”

Avrupalılar bize 30 gol atmayı, daha çok gol atmayı marifet sayıyordular o zamana kadar. O zaman biz maç almaya başlayınca şaşırmaya başladılar. 3 yıl sonra 2008’de de Avrupa şampiyonu olduk Sualtı Hokeyi’nde.

Bu Liyakatın Ürünü Değil mi ?

Tabi. Kesinlikle, kesinlikle… Doğru seçim, liyakat. Hak eden milli takıma alındı. Antrenörlüğü hak eden alındı. Tabi ki antrenör eğitimlerine çok önem vermeye başladık. 2008 yılında ilk defa kendi antrenörlük eğitim kurslarımızı açtık. Yabancı antrenörlerle de çalıştık. Sualtı Hokeyi’nin ana vatanı ülkelerden Yeni Zellanda’dan, Avusturalya’dan antenörler getirdik. Bizim kamplarımızda o antrenörlerin hem sporcularımızın hem kendi antrenörlerimizin gelişimlerine katkısı oldu. Kendi antrenörlerimize ikili kamplarda onlara da fırsat vererek bu işi yürütmeye başladık. Beden Eğitimi kökenli antrenörle, sporcularla çalışmak daha kolay. Bizim Sualtı Sporları’nda eğitim seviyemiz gerçekten çok yüksek. Antrenörleri çok önemsiyorum ve antrenörlere yatırım  yapmaya devam ediyorum. Çünkü sporcu her an sporu bırakabilir ve başka işlere yönelebilir. Ancak antrenör 3 tane 5 tane daha sporcu çıkarabilir. Antrenörler çok fazla para kazanmazlar, antrenörü hemen kaybedebilirsiniz. Ona yatırım yapmak, değerli olduğunu hissettirmeniz lazım. Aslına bakarsanız sporda gelişmiş ülkelerde de bu böyledir.

İspanya bunda çok örnek bir ülkedir. İspanya, Barselona olimpiyatlarında yarım milyara yakın antrenör eğitimine bütçe ayırmış bir ülke.

Şalpazarı her anlamda başarıya aç bir ilçemiz. Siz spor alanında büyük bir boşluğu dolduruyorsunuz ve Şalpazarı’nda gençlerimizin idolü konumundasınız. Şalpazarı için sporla ilgilli bir düşünceniz var mı ?

Sadece Şalpazarı’nda değil ülkede gençlerin spor yapması çok önemli. Spor sağlıktır her şeyden önce. Sağlam beyindir, sağlam zekadır, doğru düşünmedir, doğru karar verebilmekdir, iyi hareket edebilmekdir. Spor iyi insan olabilmenin ön şartıdır. Spor sadece performans anlamında değil bu anlamlarda da ülkenin kalkınmasına olanak sağlar.

Sporun, sanatın, kültürün eksik olduğu ülkelerde maalesef başka şeyler ön plana çıkıyor. Bu nedenle gençlerimizi daha aydınlık, daha diri, daha duru tutmak istiyorsak bu söylediğim şeylere yatırım yapmak zorundayız. Bunların başında tabi spor geliyor. Kültür de aynı şekilde sanat da aynı şekilde.

Buralarda torpil olmaz. Zaten siz resim yapmayan, resimi kötü olan bir adamı alıp da ressam diye lanse etmeye çalışırsanız o olmaz ki. Ben heykel yapamıyorsam ben heykeltıraş olamam. Torpille olmaz bu. Performansı olmayan bir adamı ben milli takıma alırsam 30 tane gol yerim.

Şalpazarı’nda futbol hariç diğer spor dallarına pek önem verilmiyor. Gençlerin yetişebilmesi için onların yönlendirilmesi de gerekiyor.

Ülke olarak bu büyük bir eksikliğimiz. Ama ben şöyle örnekliyorum. Futbol ile rekabet edersek diğer federasyonlar olarak, bugün ülkemizde 60 tane federasyon var diğer sporlarla ilgili. Futbol sanayidir. Bütün dünyada bu böyle, sektör. O zaman mutsuz oluruz. Futbol başka. İspanya’ya gidin orada da öyle. Almanya’ya, İtalya’ya, Yunanistan’a gidin orada da öyle. Futbol ile rekabet etmeyeceğiz. O zaman mutsuz oluruz.

Ama Almanya’ya gidin diğer amatör branşların hepsi de aynı şekilde destek görüyor. En azından yerel yönetimler destek veriyor. En azından çocukların yüzme öğrenmeyle ilgili milli eğitim projeleri var. Başka branşlarla ilgili tesis imkanları var. Vergi muafiyetleri var, başka türlü destekleri var. Çocukların jimnastik yapmasına, basketbol oynamasına, bagminton oynamasına, masa tenisi oynamasına teşvik ediliyor. Onlar için de tesisler var, onlar için de imkanlar var. Herkes futbolcu olacak diye bir şey yok ki. Biz futbolu ekonomik olarak bizi rahatlattığı için ön planda tutuyoruz. Yani ya popçu ya topçu diyoruz. Bu yanlış bir şey.

“KARADENİZ’DEN ÇOK İYİ ATLETLER ÇIKABİLİR”

Sporun demin söylediğim gibi daha farklı katkıları var bize. Bu anlamda düşüneceğiz. Çocuk bagminon ile oynayabilecekse onu öğreteceğiz. İşte Karadeniz yöresi. Çok iyi atlet çıkabilir. İnişli çıkışlı bir memleket. Herkes yürüyerek gidiyor bir yerlere. Bu fizyolojik olarak bir avantaj aslında. Yaylaya çıkıyoruz, köye iniyoruz yürüyerek. Biz de bu tip sporları yapmaya yatkın insanlarız. Mücadele hırsımız var.

Masa Tenisi bir odada oynanabilecek bir spor branşı. O kadar sor branşı var o kadar çok çocuğu oynatabilirsiniz ki… Bir tekvando, güreş mücadele sporları. Bir tane minderi koyarsınız, 15 tane çocuğa antrenman yatırırsınız. Futbol sahasından çok daha küçük sahalara ihtiyacınız var.

“ŞALPAZARI’NDA SUALTI SPORLARI YAPILIRSA HER TÜRLÜ DESTEKTE BULUNURUM”

Şalpazarı’na bir tane salon yapıldı. Daha düzgün ölçülerde yapılmasını ben isterdim. Bakıyorum ölçüleri bir müsabaka yapılmasına çok uygun bir spor salonu değil. O spor salonu dolmalı, taşmalı. Beden eğitimi dersi dışında da akşamları çocuklara başka aktiviteler yaptırılmalı. Beden eğitimi öğretmenleri bu anlamda çok teşvik edici olabilir. Halk eğitim bu anlamda yeni kurslar açabilir. Bu anlamda il müdürlüğü de destek olabilir. Benim elimden ne geliyorsa sualtı sporları ile ilgili ne faaliyetler yapılıyorsa her türlü malzeme desteği de yaparım benim branşlarımda yapabilecek çocuklar varsa.

“ŞALPAZARI’NDAN MİLLİ TAKIM SPORCUSU ÇIKABİLİR ANCAK BELEDİYE BAŞKANI ÖNCELİKLE KİRAZLITEPE’DEKİ YÜZME HAVUZUNU SUALTI SPORLARI İÇİN TAHSİS EDECEK”

Bırakın Şalpazarı’ndaki Şalpazarılıyı Kirazlıtepe’deki Şalpazarılılar için de hazırım oradaki havuzda. Şalpazarı’ndan milli takım sporcusu çıkabilir. Ama Kirazlıtepe Boğaziçi Yaşam Merkezi’ndeki o havuzu antrenman için sualt sporlarına tahsis edecek Üsküdar Belediye Başkanı. Üç tane, dört tane havuz yaptı. Acaba hiç birisi için “Sayın Başkan, Sualtı Sporları’nda hangi faaliyetleri yapabiliriz ?” diye bana sordu mu ? İsterim ki belediye başkanımız hemşehrisi bir federasyon başkanı ile böyle bir iletişim içerisine girsin. Bu kadar havuzu, bu kadar kıyısı olan bir ilçede Sualtı Sporları ile ilgili bir ortak proje yapalım.

Bir belediye başkan yardımcımız da Tuzla’da var. Sağ olsun bu sene ilk defa bir balık avı yaptık onun bölgesinde. Ben de onların bölgesinde onları mutlu edeyim yani, onlar ön plana çıksınlar. Benim onlarla yapabileceğim ortak projeler çok fazla havuzda, denizde.

Şalpazarı’ndaki Şalpazarılılar kadar İstanbul’daki Şalpazarılılara da hizmet etme imkanım çok daha fazla. Yani beraber can kurtaran projesi yapalım, gençlerimizi can kurtaran belgesi ile belgelendirelim. İş Kur’dan projeler yapalım ortak. Gençlerimizin en azından yazın çalışabileceği imkanlar yaratalım.

Siz Ağasar Deresi’ndeki Karagöl’de yüzmeyi öğrenerek bu konuma geldiniz. Bu kadar imkan varken kullanılmıyor ki Şalpazarı’na da havuz yapılabilir aslında.

Kirazlıtepe’den kaç tane sporcu çıktı Şalpazarılı ? Var mı ? Havuz var ayağınızın dibinde gittiniz yüzdünüz mü sayın hemşehrilerim ? Çocuklarınızı götürebilirsiniz, torunlarınızı götürebilirsiniz. Onlardan sporcu çıkartalım. Ben de köyümde çok hayal ederek buralara gelmedim, havuz mavuz görmedim ama görmüş olduğunuz gibi kulvarlar açıldıkça elimizdeki imkanları değerlendirmeye çalıştık.

Şalpazarıspor’umuz sağolsun bir çok gencimizi kahve köşelerinde harap olmaktan kurtarıyor. Onlar da mücadele içerisindeler. Ne kadar futbola kaynak ayrılsa da Şalpazarıspor’a pek de kaynak ayrılmıyor aslında. Şalpazarıspor’a katkılarınız oldu herhalde. 

Ben katkı demeyeceğim buna ama, ben çevremdeki bildiğim, gördüğüm, tanıdığım iş adamları ile mümkün olduğunda destek olmaya çalışıyorum.

“ŞALPAZARISPOR 70’Lİ YILLARDAKİ TRABZONSPOR MUCİZESİNİ YARATIYOR”

Şalpazarıspır bence 70’li yıllardaki Trabzonspor mucizesini yaratıyor. Trabzonspor o yıllarda nasıl cemiyet ruhuyla hareket ediyorsa, tesis yoktu, para yoktu ama başarıya aç insanlardı, kimliklerini ortaya koyuyorlardı, kimliklerini en üst seviyeye çıkartmaya çalışıyorlardı, hırsla mücadele ediyorlardı Şalpazarı’nda da o var şimdi. O yüzden inanıyorum ki bir sempati de var Trabzon’da Şalpazarı’na. Sporun gücü çok fazladır. Trabzon’da bile Şalpazarı’nın yerini bilmeyenler var. Ama Trabzon’da Yavuz Selim’de maç izlemeye gelenler Şalpazarıspor deyince “Aa bunlar şurdandı, Ağasarlı bunlar.” diyor en azından bizi tanımaya başlıyorlar. Böyle tanıtabiliriz kendimizi. Ben Ağasarlı Şalpazarılı olmaktan gurur duyuyorum. Her zaman da bu kimliğimi söylerim. Bunun kaçınılacak, utanılacak bir yanı yok bunun gurur duyulacak bir yanı var benim için.

Keşke Şalpazarıspor’un maçları Şalpazarı’nda oynansa inanın o bir hafta Şalpazarı’nın insanı Şalpazarıspor’la yatar Şalpazarıspor’la kalkar. Herkes o çocuklara daha fazla önem verir. O çocuklar alkışlandıkları için, tanındıkları için gururları okşanır. Mahalli basında yer alırlar, ulusal basında yer alırlar. O bile büyük bir teşvik çocuklara, sporculara.

Masa tenisinden bahsettiniz, bagmintondan bahsettiniz. Şalpazarı’na bir bina yapıldı. Şalpazarı Spor İlçe Müdürü Ahmet KARAÇOBAN bey ile iletişim kurdunuz mu veya ilçe müdürlüğü ile ne gibi ilişkileriniz oldu ? Onlara önerileriniz, onlardan istekleriniz oldu mu ?

Ben Şalpazarı’na sık giden bir Şalpazarılıyım. Ben Şalpazarı’na iki üç ayda bir giderim. Gittiğim kadarıyla Şalpazarı’nda dolaşırım. Onlar benim köylülerim, hemşehrilerim, abilerimiz, kardeşlerimiz bir çoğu. Ahmet Karaçoban beyle de en son gittiğimde bir konuştum. Burada tesis yapıldı. Başka sporlara da bir yönlendirme yapabilirsiniz. Varsa biz de destek olabiliriz dedim. Yani masa tenisi federasyonunda top, raket isteriz. Yöresel olarak yukarılarda, içerilerde olan Şalpazarı’nba bir yardım isteyebiliriz. Bagminton federasyon başkanına söyleyebiliriz. Bagminton raketi verebilir, filesi verebilir. Yani o tesisin fiziki şartlarına göre hangi sporlar yapılabiliri spor müdürünün araştırması lazım. Ahmet kardeşime ben destek olabilirim bana da sorabilir. Gider ilçe müdürü olarak il müdürüne de sorabilir bize sormak belki onu rahatsız edebilir. Ama il müdürüne sorabilir, tesisin ölçülerini verebilir. O tesiste hangi sporlar yapılabilir, onları sorabilir. Spor ilçe müdürünün görevleri bunlar zaten. Sporu yaygınlaştırmak.

Şalpazarı STK’ları, kurum ve kişilerden tebrikte bulunanlar oldu mu, sizi ziyarete gelenler oldu mu ? Başarılı bir kişisiniz ayriyetten Şalpazarılı bir federasyon başkanısınız. 

Sağ olsunlar ediyorlar. Olumsuz bir şey söylemek istemiyorum. Biz de çok yoğunduk. Belki bu yüzden çok bir araya gelemedik kendileriyle ama, hani kötü niyetli olduklarını düşünmüyorum. Ben de kendilerini ziyaret etmek istiyorum. Onların da bizi ziyaret etmesi sizin gibi, bizi her zaman mutlu eder. Ben de zaten Çengelköy’de yaşıyorum. Siz bana, onlar bana her türlü yerde bir araya gelebiliriz. Ama ben ne spora ne sanata siyaset karıştırılmasından rahatsızlık duyan bir insanım. Ben bu işi kendi kafama göre yapmıyorum. Onların da spora yaklaşımı öyle olmamasını dilerim. Sporcu kimliği, sanatçı kimliği, kültürel kimliği daha önde olması lazım bu tip faaliyetlerdeki insanların. Ben spor yöneticisi olarak sporcu yönetici kimliğimin ön planda olmasını isterim her zaman için. Şalpazarılı bir yönetici olarak anılmak isterim. Sporcu olarak, antrenör olarak anılmak isterim. O partinin bu oartinin etkisiyle bir yerlere gelmiş olarak anılmak istemem. Yani o şekilde çok liyakata uygun da olmaz. Ben liyakata uygun işleri yapmak istiyorum.

O nedenle de bana ziyarete gelen gelmeyen ayrımı yapmak istemiyorum çok fazla. Gelenlere çok teşekkür ediyorum, gelmeyenelere diyorum ki daha önemli işleri vardır. Umarım bizim başarılarımızdan onlarda mutlu oluyorlardır diye düşünüyorum. Kapımı her zaman herkese açık diyorum.

Son olarak aktarmak istedikleriniz varsa buyrun

Sizin ziyaretiniz benim için çok önemli. Her zaman da bu kapı sizlere açık. Spor anlamında da diğer anlamlarda da her zaman açık. Her türlü görüş, fikir alışverişinde bulunabiliriz. Her türlü dertlerimizi paylaşabiliriz. Ben de geldiğimde bir çayınızı içmekten mutluluk duyarım. Sizi ziyaret etmekten mutluluk duyarım. Belki biraz daha toplantılar kendi aramızda organize edebiliriz. Birbirimizi tanımayan Şalpazarılılar olarak bir iletişi ağı kurabiliriz. Derneklerimize de her zaman açığız. Davetlerine de seve seve gideriz. Ben siyasi yaklaşmıyorum. Derneklerin de bana siyasi yaklaşmamasını rica ediyorum. Ben bir siyaset adamı değilim spor adamıyım.

Gerçekten iyi hizmet eden derneklerimiz var. Eğitim Derneği’ni gerçekten önemsiyorum. Gerçekten çok zor iştir dernekçilik. Bir de ekonomik olarak destek yoksa hakikaten çok zordur. O nedenle özveriyle çalışan derneklere çok saygı duyuyorum. Ben onları ziyaret etmek isterim, Şalpazarı’nı ziyaret etmek isteriz, onları da bekleriz.

Diğer derneklere de diğer basın mensuplarımıza da her zaman kapımız açık. Ben mümkün olduğunca onları ziyaret etmeye çalışıyorum. Bayramda seyranda onlara mesajlar, telgraflar göndermeye çalışıyorum.  Yaptığımız işi doğru yapmak önemli olan. Aynı ülkedeyiz. Öncelikle bir Türk olarak yaptığımız işi doğru yapmak zorundayız. Uluslararası arenada bu çok önemli. Bu anlamda da Allah güzel başarılar nasip etti bize. Bir Şalpazarılı olarak şampiyonluk kazandıktan sonra Türkiye’ye geldiğimde çok mutlu, gururlu oluyorum. Şalpazarılıyım, Ağasarlıyım diyorum, Çepni’yim diyorum.

Gösterdiğiniz ilgi ve alakadan dolayı çok teşekkür ediyorum.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ